Kaç Kişi Çevrimiçi
Şu anda 61 ziyaretçi çevrimiçi
Arşiv
-
Temmuz, 2011
-
Mayıs, 2011
-
Nisan, 2011
-
Mart, 2011
-
Şubat, 2011
-
Ocak, 2011
-
Aralık, 2010
-
Kasım, 2010
-
Ekim, 2010
-
Eylül, 2010
|
ATATÜRK'TEN BİR KAÇ SÖZ "Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır. Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz. Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır." ----------- Zeynepoğlu'nun Fakı'yınan Emirdağ'dan çıkıp, hıdrellez sonrası ekinlerin arasından Kılıçlı-Kavlaklı'ya doğru yöneldik. Bir taraftan çevrede coşmuş baharın hazzını alırken, diğer taraftan da Fakı'nın türkülerini dinliyorduk. Vara vara vardık, Sarıkavak Köyü'ne. Sarıkavak köyünde şimdi adını anımsamadığım bir adamın evine konuk olduk. O abimiz de, taa Amerika'ya kadar gitmiş yıllarca hapiste yatmış; başından geçmedik iş kalmamış birisiydi. Haliyle saz da çalıyordu. Durum böyle olunca da, Fakı'yınan, sazlarına düzen verip türkü koşalaştırdılar. Biz geçen her deme ,"hey gidi günler hey !" deriz ya, gidi değil, güzel bir gündü vesselam. Sarıkavak Köyü zamanın birinde, Emirdağ'dan alınıp, Çifteler'e bağlanmış. Bizi konuk eden abimiz orada bir laf etti; bende o kaldı. "Ben Emirdağlıyım" "Niye?" falan dedik, dedi ki: Emirdağ tek kök; böyle yerler azdır. Ben de o köke bağlıyım" , dedi, diyecek fazla söz yok. Diyecek söz,"İnsanoğlu ayrık köküne benzer, hepisi de birbirine ulalı ",anlamındaki bizim buralara ait sözdür. Hâsılı, kurcalarsak hepimiz hısım akrabayız. Öyleyiz öyle olmasına da, zaman değiştikçe, değerler ve ortak noktalar da değişiyor. Çağın, yeni zamanların değerleri geçerli değerler haline geliyor. Böyle olunca da ,"Akıl arttı Bereket kalktı" veya " Böyük belingsiz,güççük belingsiz" gibi sözler ediliyor. Burada Arkadaşım Fakı'nın şu dörtlüklerini anmadan geçemeyeceğim: Gittin de kurtuldun yalan dünyadan Bunca emeklerin zay oldu Baba Uyandın gördün yalan rüyadan Malların ellere pay oldu Baba
Cümle alem düştü geçim derdine Sahip çıkamıyor dostu yadına Göçüyorlar hiç bakmadan ardına Emirdağı bile köy oldu Baba
Memlekette dürüst adam azaldı Ne alt yapı tamam ne yol düzeldi Eski zaman şimdikinden güzeldi Hırsızlar hayinler bey oldu Baba (Fakı kulakların çınlasın.) O zamandan bu zamana Emirdağ'da gelişme adına ne oldu,demeden edemiyor insan..Her geçen gün kapanan iş yerlerinin yerine açılan kahvehaneler işsizlik ve yoksulluk oranının göstergeleri gibi'Manzara-yı Umumiyeyi herkes biliyor. Birbirini ta ezelden tanıyan ,ayrık kökü gibi soyu sopu birbirine ulalı böylesi ilçelerde ölüm,düğün ve her türlü olay çabuk duyulur. Biz birbirimizi bildiğimiz için,acılarımız da ayrık kökü gibi ulanıverir. Emirdağ'da mevsim geçişleri başta olmak üzere ölüm oranları mı arttı, yoksa bizler yaşlanmamıza bağlı olarak bunun farkına daha çok mu varır olduk. Geçtiğimiz günlerde aramızdan ansızın giden Mesut Özkara arkadaşıma içimiz yandı. Burada sevenlerine baş sağlığı dilerim. Mesut'un ölümü üzerine "her ölümde böyle olur ya" ,geçmişten bu zamana yanımızdan yöremizden geçip gidenler geldi gözümün önüne, Sevgili Arkadaşım Cihat (nam-ı diğer, deli cihat) ,Fahri İhsan Abimiz, Gaveci , Koçero,Kunduracı Özay , Potoğlunun Ümit ,Taksici Yener ve daha pek çok, hepsi de genç giden ,saymakla bitmez güzel insanlar. Boş yeriniz,kesik bir uzuv gibi yanımızda hep...Ne yazık dünyanın düzeni bu...Hepimiz bilmediğimiz bir zamanda aynı yolculuğa çıkacağız. Ezeli ve ebedi gerçekten insanın kaçması mümkün mü? Korkunun ecele faydası yok.Bu dünyayı babasının mülkü,elindeki makamı mevkiiyi bir üstünlük emaresi sananların sonlarını da çok defa görmüşüzdür.Biz bu Emirdağ'da nice harami gördük varlıkları yok olup, yurtları yuh olmadı mı? Başkasının hakkıyla adam olanların sonlarını görmediniz mi? Aslolan adam gibi yaşamak değil mi şu kısa konuklukta,kimseye tepeden bakmadan,küçümsemeden..Malum ki,varlıklı olmak da yoksulluk da baki değil insana..Ne yoksullar gördük sonradan çabalayıp başkalarına yardım eder hale gelmiştir;geldiği yeri unutmaz.Ne zenginler gördük artık esamisi okunmaz.Hak yiyenler,çalıp çarpanlar,rahat rahat yiyemez..Gün olur ne yalakalardan oluşan güruh kalır çevrelerinde,ne de saltanatları...Nasıl olsa bir gün göçülen bu hayattan götürebileceğimiz hiçbir şey yok. Geride namuslu bir hayat bırakmaktan büyük zenginlik var mı? Ne yazık,cehalet,aç gözlülük ve hırs bir araya geldi mi,insanoğlu insanlığından çıkmış demektir.Kuldan çekinip Allahtan korkusu olmayanlar yalanın her türlüsünü konuşur,iftira da dahil bir başka insanı harcamak için her türlü alçaklığı yapabilir.Hiç ölmeyecek gibi dalavere yaparak bir yerlere varma telaşından bir türlü kurtulamazlar.Haksızlık yapanlar yarın ölecek gibi yakayı ele verme korkusu taşırlar aynı zamanda. Aslında onları en çok rahatsız eden şey namuslu insanlarla karşı karşıya gelmeleridir.O zaman kendi düşüklüklerini görürler çünkü. İki yüzlülük , bizim toplumumuzda artık normal kabul edilir hale gelmiştir.Seçim zamanlarında sokak sokak halkın ayağına gidip yağ çekenlerin daha sonra aynı insanları tanımamaları bunun en büyük belirtisidir.Tabii,seçim zamanlarında her cenazeye katılan siyasileri bir daha aynı davranış içinde pek göremeyiz. Hiçbir namussuzun kendi namussuzluğunu görmediği,kötülük edenin kendi kötülüğünü görmezden geldiği dünyada , kötülük elbette cezasını bulacaktır.
BİR HİKÂYE: (Bu hikâyeyi Fatih Camii'nin internet sitesinden aldım,Yazının imla ve noktalaması yazarına aittir.Asıl kaynak: Ali Eren - Dini Hikâyeler) Meşhur Marifetname kitabının müellifi, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, ilim tahsili için İsmail Fakirullah Hazretleri'ne talebe olmuştu. Henüz çocuk yaşta ilme başlamıştı. Birgün hocası eline testiyi vererek: - Evladım git de şu testiyi doldur, dedi. İbrahim Hakkı, pınarın başına vardı. Testisini doldurmakla meşgulken bir atlı geldi. Küçük yaştaki İbrahim Hakkı'yı iterek, kenara çekti. Bu itmeyle testi kırıldı. Atlı da atını sulamakla meşguldü. İbrahim Hakkı'nın çok zoruna gitmiş, kalbi kırılmıştı. Ağlayarak hocasının yanına gitti ve durumu anlattı. Hocası: - Evladım sen ona bir şey demedin mi? dedi. İbrahim Hakkı: - Hayır hocam, bir şey söylemedim, diye cevap verdi. Hocası: - Evladım, hemen git ve ona birşeyler söyle, acele et, dedi. İbrahim Hakkı gitti. Biraz sonra döndü. Hocası sordu: - Ne yaptın evladım? - Efendim, ben vardığımda adam beyni parçalanmış vaziyette yatıyordu, At çifte atmış, o da adamın kafasına rastlamış ve beyni parçalanmış. - Evladım, bir testi için adamı mahvettim desene. Sonra İbrahim Hakkı'ya şu meşhur cümleleri söylemiş: - Bak oğlum! Eğer sen o adama birşeyler söyleseydin, o adam sana karşı yaptığı haksızlığın karşılığını görmüş olacaktı. Ama sen ona karşılık vermemişsin. Sen karşılık vermezsen o zaman iş Allah'a kalır. Allah da bir işi gördüğü zaman tam görür. Ben bunu bildiğim için, "Hemen git ve o adama birşeyler söyle, karşılık ver" demiştim. Ama geç kalındı. O zamana kadar Allah onun sana yaptığı karşılığı verdi. Şunu unutma ki, zulüm karşılıksız kalmaz. Zulmeden bir kimseye iyilik yapmak istersen mutlaka ona küçükde olsa bir karşılık ver. Eğer o adama kötülük yapmak istiyorsan, onun zulmüne sessiz kal. O zaman Allah onun cezasını en iyi bir şekilde verir. Nitekim bunu kendin de görmüş oldun.
|
|
|