Kaç Kişi Çevrimiçi
Şu anda 74 ziyaretçi çevrimiçi
Arşiv
-
Temmuz, 2011
-
Mayıs, 2011
-
Nisan, 2011
-
Mart, 2011
-
Şubat, 2011
-
Ocak, 2011
-
Aralık, 2010
-
Kasım, 2010
-
Ekim, 2010
-
Eylül, 2010
|
|
DEV BİR YAZI DİZİSİ... YEDİNCİ AY (Gurbet ne yana düşer usta, sıla ne yana...) |
|
|
|
|
Yazar Administrator
|
|
Pazar, 11 Temmuz 2010 21:02 |
Sabahın köründe, horozlar öterken kalkıp, ekmek aşı yediğin fukara günleri özlüyorsun şimdi. Yavşanlı yamaçları, çamurlu yolları, yamalı asbapları özlüyorsun. Yamalı pontulun dikişlerinde ananın parnağı vardı. Şimdi geydiğin asbaplar acer amma, içinde heç bi heves kalmamış onlara dair. Kekilini taradığın sırı dökük aynaları özlersin gayri. Soğuk duvarlı evlerde pencereden bakınca gördüğün heç bir şey çocukluğunda, fakir fukara zamanlardaki tadı vermez sana. Heç bi şeyin değeri, tadı - tuzu kalmadı. Sadece sen farıdın. Ne saç kaldı ne diş? "Akıl arttı-bereket kalktı " derdi eskiler. Her şey bol amma tadı tuzu yok işte."Böyük böyüklüğünü bilmiyo, güçcük güçcüklüğünü" Dünyada en zor şey yabanda yolunu şaşırmak belki de."Gâvur" dedikleri yerlerde yurtsuz kalmanın acısı. "Ekmek davası, çoluğun çocuğun istikbali" diye kalkılıp gedilmiş bi kere... Getmek ayrı bi zor amma gelmek imkânsız olmuş... Yol uzak mı uzak... Ara da uzamış getmiş... Burada kalan kendi başı derdine düşmüş, oraya geden kendi başı derdine daha çok düşmüş. Niye dersen, burada kalanın elindeki mal belli, iş belli, gelir, gider, mal davar belli. Oraya geden sanki ölüp de bilmediği bi dünyaya gedenden farksız. Dil desen dil bilmez, diş bilmez... Aşı başka işi başka, yazı başka kışı başka bir öte dünyaya sökün etmiş... Geri gelse gelinmez... Gelmese dayanılmaz... Bu azabı çeken bilir, başkası nerden bilsin. Otuz sene, kırk sene Allahın her sabahı kalkıp işe git, akşama kadar çalış, Çoluk çocuk gün gün oranın okullarında okuyacak, oranın dilini öğrenecek. Zaman içinde insanoğlu her şeye alışıyor. Kabullen mekle başlar alışkanlık. İnsan mahpusa düşer, ilk gün dünyalar başına yıkılır; amma giderek burada geçecek zamanı kabullenir, giderek alışır. Alışınca da oraya göre düşünmeye davranmaya başlar. Orada oranın kuralları vardır, mecburen uyacaksın. Uymazsan başın belaya gider. Göçüp gittiğin memlekette de oradaki hayata uymazsan işin denk gelmez. Perli perişan olursun. Ağlasan gözüyün yaşını silen de olmaz. Ayak uyduramayanlar veya ayak uyduracağım derken yanlış yollara sapanlar yolunu şaşırıp başlarına belalar almışlardır. Burada böyüyenin gözü burada olur. Ömrü buralarda yalın ayak başıkabak başlayanın gözünde tüter köyün tozu toprağı. Malın fışkısını, köyün delisini özlersin. Bi an önce nasıl kurtulacağım" desen,"aşağı sakal, yukarı bıyık " meselesine dayanır varvarası. Çoluk çocuk oralarda büyümüş seni anlamazlar ki. Emeklilik dedikleri mezarlıktan bir adım berisi; altmış beş yaş" Hey babam hey, uzan da elin yetsin. Geriye sana bir yedinci ay kalıyor. Şöyle memleketi bir solukta ciğerine doldursan... Bir ay solusan havasını, içsen suyunu... sana bir sene yetse... Memleket Türkü diyarı Emirdağ olunca... Denklerinde türkülerini âşıklarını da alıp gittiler. Bizim buraların her koyağı türkü yurdudur. Eskiden havas olunan kıza türkü yakmak âdeti varıdı. O da şimdi piyasa şarkısına türküsüne kurban verildi. Türkü yakan öz bozuldu gitti. Nasıl ki dağ koyaklarında pınarlar kurudu ise, türkü gözeleri de kurudu milletin döşünden. Zamanında güzel kızın gönlü alınmak lazımdı ki, kendisini alasın. Şimdi o da değişti gayri. Bu tarafı işin, derin yara; onu bir başka yerde açalım. Söz o ki, âşıklarını da taşıdılar buralardan yaban ellere. Oraların derdini dile döktü kimisi. Âşık Fakı der ki: Aşıp ta gittiler şu karlı dağı Döneriz dediler dönemediler Gurbete kurdular evi otağı Döneriz dediler dönemediler **** **** **** Alışıp kaldılar gâvur eline Dilleri kırıldı Frenk diline Dönmek istediler baba evine Döneriz dediler dönemediler **** **** **** Doğduğu yerlerde ahları kaldı Çocukluk anısı yâdına geldi. Gurbetçi değildir azınlık oldu Döneriz dediler dönemediler **** **** **** Kimi patron oldu işler kurdular Bazısını yollara kurban verdiler Kimisi hayatta kimi öldüler Döneriz dediler dönemediler (12.08.2008, Fakı Edeer) Sözün özü, zaman hızla geçiverdi. Döneriz dediler dönemediler. Oralarda "azınlık" oldular. Kendi kabuklarına çekildiler. Gittikleri zamanın memleketi kaldı akıllarında... Her gelişlerinde değişen, başkalaşan bir yer oldu köyleri, yurtları. Buraları ağır ağır hafızalarından uzak tutarak oranın derdine düştüler... Oradaydı geçim davası, çoluk çocuk derdi çünkü. Oralardan ev aldılar, mülk çattılar. Oraların ürüsümüne tam uyamasalar da, orada yetişenler benzeşmeye başladı... Oralarda "azınlık" oldular ama buralarda da "Gâvurcu" kaldı adları. Burada kalsaydı yayla yolunda güğümle su taşıyacaktı, oralarda mersedes araba sürer oldu Yörük kızı. Bir yedinci aylık nefes dersin. Önceden tasarlarsın planlarsın. Sanki temelli geliyormuş gibi ne varsa göçü köpeği yüklersin... Her kuşak bu yolculuğu farklı farklı yaşadı... Gelirken ne uzundur yol eskiler için, en çok eskiler için. Burada ana vardır, baba vardır, kardeş bacı vardır. Onların bitmeyen dertleri, hastalıkları, borçları vardır. Ve lakin gönderdikleri umut umdukları gibi değildir. Bunu bilmezler. Oraların meşakkatini çilesini anlamaları imkânsızdır. Oralarda yaşayanın çaresizliğini anlamaları da imkânsızdır. Borç para çekilir bankadan, hanım başka tarafa çeker eğer burnunu. İki taraf olunur. İki tarafı da memnun etmek imkânsızdır. Eski ürüsüm; yukardan aşağıya doğru olan saygı ve söz zinciri de oralardan bir yerden kopar. Kimi küser, kimi hasta olur, kavga çıkar. Birileri buradan birini öküzü satıp "gâvura" göndermiş, ondan kurtuluş bekler. Birileri burada kalmış tarlada kırda geçim için döğüne döğüne çabalarken, oralarda olan kendi geçim derdinde başka bir mücadelenin içinde. Hâsılı vel kelam, bu aile kavgaları bir türlü bitmez çoğu ailede. Oradan özleyip gelenin derdini buradaki anlamaz. Buradakinin beklentisi başka türlü, oradakinin başka türlüdür; giderek anlayamaz birbirini. Herkes kendi derdini bilir çünkü. İnsan yaşadığı yerlere uyum sağlamazsa yaşayamaz. Kutuptaki kutuplara, ekvatordaki, Afrika iklimine uyum gösterecek. İstesen de istemesen de kuşaklar arası çatışmalar doğacak. İnsanlık tarihinde hep böyle oldu. Azınlık olmanın kendi ürüsümü geleneği oluştu. Azınlık kendini koruma içgüdüsüyle kendine döner ve fakat bu dönüş yaşadığı iklimden onu kurtaramaz. Ortaya burada da olmayan, orada da olmayan adetler çıktı. Akşam kızı bitirip, tanımadan etmeden üç gün sonra bir akşamda düğün edip, kısa zamanda boşanmak âdeti mi vardı eskiden. Neyse, burası işin daha derin bir yarası. Çok söylendi, çok şikâyet edildi ortada hiç suç kabul eden bulamazsınız. Herkes haklı. Yedinci ay dediğin bir nefes alımlık zamanın yarısı yollarda geçer zaten. Ananın her yeri hasta onu doktora götür, çocuklarını gezdir. Alış veriş, gel - git. Bir sene boyunca izinde yapmayı düşündüğün o kadar çok şeyi yapmaya kalkıp kısacık zamanı köyle Emirdağ arasında geçir. Sonra kırgın ve hüzünlü, hevesini alamadan geri düş yollara. Sen nerelisin? Oralı mısın? Buralı mısın? Bir türlü bunun cevabını bilemeden yeniden yollara düş."Gurbet ne yana düşer usta, Sıla ne yana?" (Devamı gelecek)
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Temmuz 2010 21:08 )
|
|
|