Medineli bir Müslüman Halife Hz. Ömer'i iftar yemeğine davet etti. Yemek sırasında yalnız Hz. Ömer'e bir kap içinde bir içecek sunuldu. Hz. Ömer sordu: "Bu nedir?" Ev sahibi cevap verdi: "Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da..." Hz. Ömer onu içmeyi reddederek şöyle dedi: "Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem." Hz. Ömer hutbede iken üzerindeki elbisenin nereden geldiği sorulmuştu. O da oğlunun hakkı ile kendi hakkını birleştirip yeni bir elbise giyindiğini ifade etmişti. Halk hesap soruyor Hz Ömer de hesap verebiliyordu. Çünkü Hz. Ömer bir devletin başında yönetici idi. Halk adına kullandığı bütün kaynakların hesabını vermekle mükellef durumda hissediyordu kendisini. Peki ya şimdiki idareciler? Daha yeni yeni siyasal yönetimde hesap verebilirliği ve şeffaflığı tartıştığımız modern çağda kaç devlet idarecisi Hz. Ömer ve benzerlerinin gösterdiği hassasiyeti gösterebiliyor? Kaç vatandaş devlet adamlarından, Bakanlardan, Belediye Başkanlarından, milletvekillerinden ellerindeki kaynak ve imkanlardan dolayı hesap sorabiliyor? Bu sorunun cevabını vermek oldukça güç şüphesiz. Tabi bu tür soruları sormak da büyük bir "cesaret" işi bu dönemde... Çünkü bu tür soruları sorduğunuz zaman "apar topar" ağzınız kapatılıp kapı önünde bulabilirsiniz kendinizi... Birçok il ve ilçede makam aracı saltanatı hala devam ediyor. Görev ve sorumluluk alanının çok çok üzerindeki lüks araçlar içinde bir şoför iki koruma ile arz-ı endam eden bürokrat ve siyasilerimiz devletin imkanlarını kullanırken ellerindeki kaynakların gerçek sahiplerine hesap vermeye yanaşabiliyorlar mı? Hz Ömer'e ve ekibine sırtlarındaki gömleğin hesabını soranlar bugün yaşasaydı, acaba bugünkü yöneticilerin hali nasıl olurdu? Veya bu yöneticilerin yüzde kaçı toplum içine çıkabilirdi, toplum içinde yer bulabilirdi? Veya Hz. Ömer gibi örnek yöneticiler bugün var iseler bunların varlığından rahatsız olan diğerleri nasıl bir korku psikolojisi içindedirler? Artık alan razı veren razı. Kendi ellerimizle seçip yolladığımız siyasetçilerden hesap sormak şöyle dursun, birçok insan siyasetin getirdiği güç ve imkandan "ben de nasıl yararlanırım''ın hesabını yapıyor. Kimi zaman bazıları daha da ileri giderek "adam yesin kardeşim hakkı ama iş de yapsın" diyebiliyor! Peki suçlu kim? Suçlu sadece siyasetçi değil. Siyasetçiyi nereye konumlandırdığının şuurunda olmayan bizler de suçluyuz. Siyasetçi içimizden biri ve bize hizmet etmek için bizler tarafından idareye getirilmiş, yönetimin ve kaynakların emanet edildiği kişi. Ya emaneti korurken sadece yöneticiye sorumluluk yüklemeyeceğiz ya da kendimiz kendi içimizde dürüst olup, yöneticilerimizdeki hataların bizlerden de kaynaklandığının farkına varacağız. Allah bizlere de Hz. Ömer gibi hesap vermekten kaçmayan, sırtındaki elbiseden, yediği-içtiği yemeğe suya kadar herşeyin hesabını verebilen yöneticiler nasip eder mi acaba bir gün? Yoksa bu sözler hep seçim meydanlarında kalmaya devam mı edecek? Sağlıcakla kalın...
|